29 Şubat 2012 Çarşamba

kendimi eyliyorum



29 Şubat Joker günümüz kutlu olsun ey inananlar. Joker aşkına, bir önceki kutlamanın üstünden 4 yıl geçti mi gerçekten? Çok yakındı sanki?
Bu aralar uykudan uyanmakta çok zorlanıyorum yine. Yataktan çıkmakta zorlanıyorum desem daha doğru olur aslında. Uyansam bile yatağın dışında olmayı nasıl da istemediğimi farkedip tekrar kafama çekiyorum yorganı.
Sabah uyanmış –pardon sabah biraz ayıp oldu 13:00 için öğlen diyelim- kafamda yorgan neden uyanmak istemediğimi, mutsuz mu ya da depresyonda mı olduğumu sorgularken aklıma bir şey takıldı. Büyümek için uyuyor olabilir miyim acaba? Hayat karşısında güçsüz ve küçük hissettiğim zamanlarda hiç uyanmak istemiyorum çünkü. Yani bebekken bize söylenen ninniyi şimdi biz kendi kendimize tekrar ediyor olabilir miyiz?
Uyusun da büyüsün, ninni…
Öyle küçüğüm ki hayata karşı ancak uyuyup büyüyerek onunla başa çıkabilirim mi diyor acaba zavallıcık beynim bana?
Komik bir benzetme ama hoşuma gitti. Kendimi sevgilimin yanında yakışıklı bir çocuğa bakarken yakalamışım gibi az utandım, az şaşırdım ve çıktım yataktan.
Bir de dedim ki kendime bugün depresyonda olup olmadığımı düşünürken, mutlu da değilim mutsuz da, neyim acaba? Ne'm var benim? Sonra düşündüm de derdim bu aslında, sürekli içinde bulunduğum durumu adlandırmaya çalışıyorum. Onun yerine o an yaşadığım şeye odaklansam, soyut bir isim bulmaya çalışmaktansa somut olanı, etraftakini algılamaya çalışsam zaten böyle boşlukta salınmaktan kurtulacağım. Sonra dikkatimi kendimden uzaklaştırıp yürüdüğüm sokağa yönelttim. Bir balıkçının önünden geçerken vitrinde yassı kahverengimsi balıklar gördüm, ne olduğunu merak edip adama sordum, dil balığıymış. Merak ettim tadını, 'bir ara yiyim bunu' dedim. Kahvaltı etmeden balık yemeyi çok kısa süre önce tecrübe edip beğenmediğim için tekrar aynı gaflete düşmedim. E öğreniyorum ben de az çokJ En azından bi çay içmek için oturayım diye ısrar etti garson çocuk. ‘Ben buralardayım uğrarım sonra’ dedim. Güldü. ‘Uğrayın ama’ diye ısrarcı oldu. Sonra telefonda konuşan bir adamın yanından geçtim. ‘Çok kızdıysan kafanı duvara vur Samiciim’ dedikten sonra gerçekten içten gelen bi kahkaha attı. Karşısında ki sinirli insana aldırmadan böyle saçma bi laf edip sonra da buna deli gibi gülmesine çok şaşırdım. Adamın abukluğu beni de güldürdü. Sonra bir çift geçti yanımdan. Lise mi? Belki üniversite ilk yıllar falan. Kız koluna girdiği çocuğa ‘istediğim tek şey sensin, başka hiçbir şey istemiyorum’ dedi. Önce pis pis sırıttım. ‘Yalana gel’ diye düşünerek. Ama sonra farkettim ki aslında haklı kızcık, sadece bunun geçici bir istek olduğundan haberi yok. yani evet şu an istediği tek şey o adam. Ama bir süre sonra bu istek yerini yeni şeylere bırakacak. Şu an dünyanın en önemli şeyi gibi görünen o arzu, bi gün hiç yokmuş gibi olacak. Yalan mı söylüyor? Evet. Farkında mı? Hayır.
Gülümsedim kendi kendime, ‘yaşlanıyosun ha çocuk’ dedim.
‘Yıllar geçiyor sen ne dersen de, ömrün bitiyor farketmesen de’ diye arabesk arabesk şarkı söyledi bana. ‘Farkedelim o zaman’ dedim, ‘unutursam hatırlat’.
‘Ooo tam da adamına söyledin, ben nası hatırlıycam abi, girelim şurda bi jager içelim de not ediyim bari’ dedi.
Ben içkiyi ısmarladım, o yazdı. Okuyanlara da jager tavsiye ediyoruz. Özellikle mideniz sorunluysa bizim gibi. Bir şişeden sonra halüsinasyon bile gördürebiliyor üstelik.
Mutlu jokerler.   

ps: jostein gaarder'ın iskambil kağıtlarının esrarı kitabından da bir alıntı yapmadan olmaz : 
joker, küçük bir delidir. herkesten farklıdır o. ne sinektir ne karo, ne kupa ne de maça. sekiz veya dokuz, papaz veya bacak değildir. her şeyin dışındadır, ötekilerle aynı yere ait değildir. gerçi öbür kartlarla aynı pakette bulunur, ama orası onun kendi evi değildir aslında. bu yüzden de çıkarılıp bir kenara konabilir, hiç arayanı soranı olmadan.
her zaman ve her yerde deli şapkası ve şıngırdayan çıngıraklarıyla küçük bir deli çıkabilir ortaya. ve gözlerimizin ta içine bakıp sorar: kimiz biz? nereden geliyoruz? 

3 Şubat 2012 Cuma

'yaşamak' dedi tanrı, 'tek marifetiniz biraz özen gösterin'

'kaç gündür aklımdasın, fırsat bulup arayamıyorum' dedi içinden,
'bi sesini duyasım var ne zamandır, anca elim erdi' dedi sesiyle.
'duygudan sese dönüşene kadar nasıl da değişiyor akıldakiler'
'biraz umut ver' dedi Bülent Ortaçgil.
'del amor y otros demonios' dedi Abrenuncio
'mutluluğun iyi edemediğini iyileştirecek ilaç yoktur' diye çevirdi marquez
'nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar' dedi altan erkekli
'nedense kafamdaki sesler hiç susmuyor' dedim.
'neyse ki' diye düzeltti


2 Şubat 2012 Perşembe

1 Şubat 2012 Çarşamba

Şiir gibiyim

 Canım sıkılır bazen,
 Kendime bir kahve yaparım
 Hayallerim kırılır,
 Eve kapanıp yokmuşçuluk oynarım
 İçim sıkılır durduk yere,
 Başıma kara bir bulut sararım
 Ruhum büyür sonra,
 Birazını bedenimden ayırıp,kara bulutuma saklarım
 Eller uzanır,düşmeyeyim diye,
 Kaçmak için kendimi yere atarım
 Sessizce bakarım yüzüme,
 'hey' derim içimden,
 'dostum,beni fazla yorma,ben bir başlarsam cok uzun ağlarım'