22 Nisan 2010 Perşembe

kafam biraz dağınıkmış:)

geçen haftasonu hiç hesapta yokken bir Buket Uzuner kitabı aldım.* daha önce 2 kitabını okumuş(tabiki en bilinenleri)beğenmiş ama ben bu hatunu takip ederim diyecek kadar da ileri gitmemiştim. yok hala o noktada değilim:) ama kitaptaki bazı kısımlar dikkatimi çekti doğrusu.

öncelikle kitabı almamın tek nedeni arka kapak yazısının son cümlesiydi;

herkesin yaşamında çıplak günler vardır;
savunmasız,iddiasız,direnmesiz,
gösterişsiz,öylece.. yalın ve kendi halinde.
içine kimsenin kabul edilmediği,
alınmadığı, hani o 'en yakınlar'ın bile..

bu kitaptaki öyküler benim en çıplak günlerimde yazıldılar.


o 'en yakınlar'ın bile uzakta bırakıldığı günlerde, başkaları ne düşünüyor acaba merakıma hemen yenilmemem bana yakışmazdı.
en nihayetinde, az önce bitirdiğim kitapta o günlere ait hissiyatını, kafasında dönüp dolaşan düşünceleri fazlasıyla hikayeleştirerek veren BU'ya saygı duydum.
arka kapak yazısında bahsedileni hisleştirmiş kişiler hikayenin zeminindeki çakıl taşlarını birbir ayıklayabilirken, o hissi bilmeyen insanlar sadece ilginç hikayeler okuduklarını düşünecektir.
yazıya başlarken amacım bambaşka birşeyden bahsetmekti, bu biraz firisıtayl oldu:)

neyse başa dönersem..
bazı kısımlar dikkatimi çekti doğrusu.
ben hayatta başımıza gelen şeylerin tesadüf olduğuna pek inanmam(biraz inanırım mı demek istedim burda?)
örneğin, daha önce hiç bilmediğim birşey öğrendiysem, onu öğrendiğim andan itibaren o konuyla ilgili pek çok şey çıkar karşıma. (hadi ama 'algıda seçicilik' demeyin, ikisi arasındaki farkı ayırd edecek kadar çok yaşadım bunu)bu bir süre böyle devam eder ve zamanla biter. bu durum bana şu hissi verir hep. sanki o konuda benim bilmem gereken birşey var ve minik tesadüfi oyunlarla o şeyi öğrenene kadar karşıma çıkmaya devam edecek.

of bağlayamadım bi türlü konuyu firiistayl günümdeyim net..

dikkatimi çeken kısımlardan bahsedicektim oysa ama şu an ordan çok uzağım:)
maalesef lost'a yapılmasından çok korktuğum 'genel bir son'la bitireceğim yazıyı..

bu kitabı almam tesadüf değildi bence.

*ayın en çıplak günü

17 Nisan 2010 Cumartesi

manyak taksici

İşe geç kalmanın stresi ve -son zamanlarda yapmaya çalıştığım ekonomi hareketine ters düşerek- taksiye binmeye karar verişimin vicdan azabıyla metrodan çıktım.
tam da çıkış kapısının karşında duran taksiye doğru adımlarımı hızlandırmışken, taksicinin 'gel babanın kucağına' duygularıyla bana baktığını farkedip, 'çek gözünü be adam geliyorum işte' diyen iç sesimi belli belirsiz bir gülümsemeye dönüştürdüm.
laptopuma, kol çantama ve elimde taşıdığım montuma sahip çıkmaya çalışarak zar zor kendimi arka koltuğa attım ve 'tarabya'ya gideceğiz. ferahevler üzerinden' dedim.
birkaç saniye sonra, henüz kendimi sakinleştirmişken, taksicinin 'şu an bu takside oluşunuzun tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz?' sorusuyla mallaşarak, aynadan adamı kesmeye başladım. uyku mahmurluğu ve akşamdan kalmalığı da sayarsak, aklımdan geçen uçsuz bucaksız düşünceler çerçevesinde bu soruya verecek hiç bir yanıtım yoktu.
taksici de, (bundan sonra ona Ben diyeceğim, egosuna ithafen) aynadan bir süre bana baktıktan sonra cevap vermeyeceğimi anlamış olacak ki devam etti.
'Benim profesyonelliğim ve tecrübem sayesinde şu an bu taksidesiniz'
(ulan yataktan çıktığım andan beri başımdan geçen onca talihsizliğin hiç mi etkisi yok, saati kapatıp uyuyakalmasam, ilk giydiğim tshirte sinir olup giyecek başka birşey aramasam, akbili unutup eve dönmesem ve tüm bunlar sonucunda bir saat önce burada olsam gene mi sana denk gelicektim)
Ben ile iletişim kuramıyordum. öyle kendinden emin ve aynadan gözümün içine bakarak konuşuyordu ki. sadece dinlemem gerektiğine karar verdim.
'bu işi yapan arkadaşlar bana soruyor, ''sen nasıl bu kadar çok müşteri alıyorsun?'' diye ...tecrübe, profesyonellik.. ben profesyonel taksiciyim, 14 yıldır bu işi yapıyorum. mesela, ben biliyorum, metro 5 dakkada bir var, ona göre hesaplıyorum. tam metronun çıkış saatinde orda oluyorum. diğerleri erken geliyo, geç geliyo. erken gelsen trafiği tıkarsın, bekleyemezsin orda. ben tam vaktinde geliyorum. hiç boş gitmem. kesin alırım bi yolcu. yani tesadüf değil. siz geldiğinizde ben de yeni gelmiştim. beklemedim yani orda, ben geldim hemen arkadan siz geldiniz. çünkü biliyorum hangi saatte olduğunu metronun.'
sözünü bitirip 4 saniye kadar aynadan gözümün içine bakmaya devam eden Ben' e birşey söylemem gerekiyordu. aklımdan sadece 'vay be bayyaa manyak bu' düşüncesi geçtiği için yine cevap veremiyordum.
sonunda zar zor 'bravo' demeyi başardım. 'demesem daha iyiydi koskoca adama' diye düşünürken, Ben devam etti; 'yani, sözün kısası, en iyisi benim'
o kendinden emin sırıtışıyla hala gözümün içine bakarken, kendimi tutamayıp kafamı çevirdim. camdan dışarı bakarak, 'anam vallaha deli, biraz daha kendimde olsam şimdi ne muhabbet dönerdi bu adamla, tarihi bir an ı kaçırıyorum şu an' diye düşünürken, Ben muhabbetten koptuğumu anlamış olacak ki, bir eliyle benim baktığım yönü göstererek
'mesela şu adam' dedi.
önce Ben' e, sonra dönüp şu adama baktım. 'o da bir saf işte' dedi Ben ve devam etti; 'bizim duraktan o da ama saf, bak bomboş gidiyo. bilmiyo ki. baksana zaten, oturuşa bak, oturuşundan belli, saf.' Ben haklıydı. o nası oturuştu öyle? şu adamdan birşey olmazdı doğrusu.
ciddiyetinin ve kararlılığının etkisine kapılarak sonunda hak vermeye başlamıştım Ben'e.. şu adam profesyonel değildi, bunu tartışmak bile anlamsız olurdu.
'eee, peki o kaç yıllık taksici?' dedim merakla. '32' dedi Ben. '32 yıllık taksici ama saf işte, 32 yıl çalışmış ama.. oturuşa bak, böyle bomboş gider işte'
tecrübeyi bu kadar önemseyen Ben'in adamın 32 yılını zart diye harcaması güvenimin tekrar sarsılmasına neden oldu sanırım.
'deli deli, bayyaaa deli bu' dedi içimden bi ses..
ardından bir de ferahevler sapağını geçip tarabya sahile doğru yol almakta olduğumuzu farkedince.. eee inene kadar trip attım tabi ki Ben'e.. en iyisine de yolu biz tarif ediceksek, ohhooo o....

dip nöt: eski türkler şaman cübbesine ''manyak'' derlermiş. bunun konumuzla alakası yok tebi.

3 Nisan 2010 Cumartesi